Recent Posts

19 Eylül 2016 Pazartesi

|| Tuba Atıcı Coşar-Aşk Tutkusu || Yorum



  Kalemini de kendisini de çok sevdiğim canımdan öte Tuba'mın Aşk'a Dair serisinin ikinci kitabı olan Aşk Tutkusu sonunda bitti. KPSS gibi bir bela vardı başımda o yüzden elime kitap alamıyordum. Bu yavaşlığım ondandır. Çok uzatmadan sizi yorumumla başbaşa bırakayım.

  Karşındaki insanın seni üzeceğinden eminsindir, mantıklı yanın ona güvenmez ama o deli yanın ona sonsuz güvenir, inanır. Dilindedir "Seni istemiyorum." ama kalbinden geçen "Nolur beni ikna et."tir. İşte Beren de tam olarak bu durumda. Geçmişinde aldığı darbe artık onu her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünmeye itmiştir. Berk'i istememesi gerektiğine inanır, ondan her fırsatta kaçmaya çalışır ama aynı zamanda hızla ona çekilir. Peki, Berk? Beren kaçtıkça o kovalar, her an karşısına çıkar. Yani tam bir yüzsüzdür reddedildikçe üstüne daha çok düşer. Tabi herkes gibi onun da bir dayanma gücü vardır.

  "Bu sana son uyarım Beren, seninle sadece bir süre daha ilgileneceğim. Eğer benim seni istediğim kadar sen de beni istiyorsan bana bu zaman sürecinde karşılık vermeyi dene. Yok, eğer bu tavrın değişmezse benden bu kadar meleğim."

  Yeter dediği an Beren'in aklı başına gelir ve işte olaylar o zaman başlar.

  "...Sen yakınımda olduğun her an benim için nefes almak bile zor hale geliyor. Sanki soluduğum
havada sen varmışsın gibi, ben sadece seni soluyormuşum gibi hissediyorum. Bu bazen içimi kavurur gibi yaksa da her yanımın seninle dolu dolu olması o kadar hoşuma gidiyor ki."

  Ne dersiniz sizce de Beren birazcık yola gelmedi mi :)

  Her aşk gibi bu aşk da sınanacaktır. Hem de çirkin mi çirkiiin yılan mı yılaaan bir sarı kafa tarafından. Bi ara Göktan da dahil oluyor. Öhöm okurken kendisini aklınıza kazımanızı
tavsiye ederim efenim benden söylemesi :)

  Göktan ve bizim yılan bi kenarda bekleyedursun. Çünkü Berk ve Beren işleri evlenmeye kadar götürüyor.

  "Seni gördüğüm ilk andan beri aklımdasın. Hep oradaydın ve ben seni yeniden bulduğumda nasıl şükrettim, anlatamam. Kimse senin gibi beni kendimden geçirmedi, kimsenin bunu yapmasına izin vermedim ama sen içime sızıp tenime, aklıma ve kalbime işlerken yemin ederim gıkımı çıkaramadım."

  Yalnız ufak bir ayrıntıyı gözden kaçırıyorlar. Daha doğrusu görmezden geliyorlar. O ayrıntı Beren'imizin abisi Baran'dır. Baran'ın bu ilişkiden haberi yoktur ve vereceği tepkiden Ela da dahil hepsi ölümüne korkmaktadır. Ve korktukları başlarına gelir. Baran'ın öküzlüğünü özleyenler, sevenler için o satırların olduğu sayfalar en güzel sayfalar :)

  Hani size yorumun başlarında bir yılandan bahsetmiştim ya heh işte o yılan ortaya çıkıyor ama nasıl çıkmak. Çıkması gerektiği zamanı da öyle bir ayarlamış ki ağzınız açık kalır. Hem de kendine o cadı kaynanayı ortak etmiş. O an Beren'in yerinde olmayı inanın kimse istemez. Adeta içime bir öküz oturdu, yüreğime bir kor düştü. O sayfalarla ilgili alıntı yapmıyorum. Görün kızın sinsiliğini, yazarın hayal gücünü.

  Ve sonuç olarak Aşk Büyüsü yorumumda söylediğimi bu kitap için de söylüyorum, karakterler öylesine gerçek ki okurken aa evet benim arkadaşım da böyle ya da ben de böyleyim diyebiliyorsunuz. Yani bu romanda ne erkek ultra zengin ve ulaşılmaz ne de kadın fakir ve aptal. Ah aptal kadın keşke şöyle yapsaydın, keşke bunu deseydin diyerek kafayı yemiyorsunuz. Çünkü inanın ki Beren sizin içinizden geçen her şeyi ve daha fazlasını yapıyor, söylüyor. Hatta çoğu zaman abarttığı da oluyor. Mesela;

  "İnsanoğlu beyninin sadece bir kısmını kullanıyormuş ya... İşte sen ya hepsini kullanmayı başardın ve bu sana çok fazla geldi ya da çok az bir kısmını kullanıyorsun. Ve bence ikinci seçenek muhtemelen daha gerçek, haberin olsun."

  Biricik yazarım emeğine sağlık. Bu seri için nasıl uğraştığını biliyorum ve emeğinin karşılığını da alacağına eminim. Ayrıca Kemal ve Didem'i bir an önce yazman dileğiyle. Son olarak ben kitabı çok çok sevdim. Aşk Büyüsü'nün yeri bende ayrıdır ama Aşk Tutkusu'nu da bir o kadar sevdim. Umarım siz de beğenirsiniz. Keyifle okuyun.

15 Aralık 2015 Salı

|| Dilan Ak-Kalbimdeki İmza || Yorum



Kalbimdeki İmza'nın bitmesinin verdiği buruk bir sevinçle yorumumu paylaşayım istedim. Benim güzeller güzeli kuzenimin ilk kitabı olması daha bir heyecan katıyor insana okurken. "Ay ne güzel ifade etmiş bu duyguyu." ,"Aman Allah'ım ben bu adamı yerim!" gibi cümleler kurdurttu bana sürekli ki tanıyanlar bilir beni neredeyse okuduğum her kitapta aşık olunacak bir karakter bulurum kendime. Bu kitaptaki aşık olunası adam da Demir. Önce Fulya ve Aras'tan bahsedeyim. Demir'ime sonra değineceğim :) Fulya, Londra'da ailesinden ayrı yüksek lisans yapan, annesini beş yıl önce trafik kazasında kaybetmiş, hayattaki tek desteği babası ve abisi olan bir öğrenci. Güzelce okulumu bitirip kendi ülkeme döneyim dememiş Aras'ı bulmuş orada. Bir ben miyim bilmiyorum, kitabın ilk sayfalarından itibaren ısınamadım şu adama. Güzel bir ilişkileri var evet, Fulya delicesine aşık belli. Ama o Aras'ta bir iticilik var arkadaş. Okudukça diyorum bu adamda bir şey var, sağlam
pabuç değil. Herhalde bu kinimin sebebi Demir'e duyduğum sevgi. Ah Demir! Az kaldı birazdan ondan da bahsedeceğim :) Aras, hayalleri uğruna tıp fakültesini bırakmış ve ressam olmuş. Üstelik bu meslek seçiminden dolayı ailesiyle de ters düşmüş ve görüşmüyor. Gelelim Demir'e. Demir uzun boylu, esmer, kahverengi gözlü, kirli sakallı eh kaslı olduğunu eklememe gerek yok o zaten Allah'ın emri :) Tabi bir de iş adamı(en sevdiğimden). Bir gülüşü var ki kutupları eritir. Bir duruşu var ki içinizi titretir. En önemlisi de öylesine güzel seven bir adam ki beş yıl boyunca Fulya'yı uzaktan, dokunmadan üstelik ona dokunan ellere şahitlik ederek sevmiş. Onun için her şeyini bırakıp Londra'ya yerleşmiş sırf ona daha yakın olabilmek için. Bütün bunlar yetmez mi ona aşık olmaya? Ama yetmiyormuş...


Okumaya can alıcı bir sahneyle başlıyorsunuz. Yahu noluyor demeye kalmadan ilk bölümden başlıyor atraksiyonlar. Fulya ve Aras yıl dönümlerini kutlamak için yemeğe çıkıyorlar ve o da ne Demir'le karşılaşıyorlar. Tabi Demir'in Fulya'ya bakışlarından Aras huylanıyor, ona karşı ilgisi olduğunu düşünüp gecelerini berbat ediyor. Gece sonlandı kız gidiyor derken yine bir atraksiyon, Fulya kaçırılıyor. Kim kaçırıyor az çok tahmin ediyorsunuzdur. Dedim yok artık bu kadarını yapmaz ama yaptı. Artık adamın canına nasıl tak ettiyse adeta gözü dönüyor.


"Sevdiğin kadına başkasının sahip olması canımı ne kadar yakıyor biliyor musun? Sana bakan bakışları kör etmek isterken, sen onun oldun Fulya. Ben her gece senin hayalini kurarken, benim olmanı dilerken sen..."


Ne çektin be Demir'im.


Tabi ki Demir Fulya'yı günlerce tutsak etmiyor. Aras gelip Fulya'yı buluyor ama ne bulmak. Bu kısımdaki entrikaları anlatmak istemiyorum azcık merak edip okuyun istiyorum. Artık neler olduysa Aras, Fulya'yı görmek bile istemiyor. Fulya, olanları anlatmak, kendini affettirmek için elinden geleni yapmaya çalışıyor ki bu süreçte Aras'ın nasıl bir pislik olduğunu görüyoruz. Ben demiştim ama var bu adamda bir şey diye. Demir yine aşkının yüceliğini gösterip bu süreçte Fulya'nın yanında ona destek olmaya çalışıyor.


"Sadece sarıl bana. Hiç bırakmayacakmış gibi sarıl. Hep benimmişsin, sadece bana aitmişsin gibi sarıl."


"Seni kimsenin incitmesine izin
vermeyeceğim! Bu bana tercih ettiğin o aşağılık adam da olsa, seni üzmesine asla izin vermeyeceğim."


Ay içim parçalandı a dostlar. Demir'i sevmeyerek bu çektirdikleri yetmezmiş gibi Fulya hanım adamın yanında ben Aras'ı seviyorum diyor. Gel de katil olma. Demir, nasıl böylesine sevebiliyorsun anlatsana biraz derken Demir'in ağzından bir bölüm okuyoruz ve tabi ki kalpler pır pır, gözler ışıl ışıl, ağızlar kulaklarda bir şekle giriyoruz. Hemen öyle sevinmeyin sonra suratınız düşüyor.


"Acım tüm bedenime yayılarak sızısını iliklerime kadar işledi. Göz pınarlarımda biriken damlalara engel olmak istercesine başımı arkaya doğru atıp gözlerimi yumdum. 'Dayan Demir!' dedim içimden. 'Dayan!'"


Aras'ın nasıl aşağılık bir insan olduğunu görmemek için kör olmak lazım. O kadar çok işaret var ki bunu gösteren ama Fulya inatla görmüyor, görmek istemiyor.


"Bana bak gerizekalı! O saçma sapan korumacı tavırların ve... Ve bana duyduğun o gereksiz aşkın umrumda değil! Bir daha karşıma çıkarsan yemin ederim seni öldürürüm! Hayatımdan defol!"


Ben bu kızı öldürürüm! İçim kıyıldı acıdan derken yeni bir aşk filizleniyor başka karakterler arasında. (Bu arada bizim aptal Fulya Aras'la barışıyor.) Yasemin ve Yiğit. Efsane çift, benim favori çiftim. Bana, aşk nasıl olurmuş gör de feyz al Fulya dedirten aşk.


"Yasemin... Bir beden olsam, canım olur musun? Bir can olsam, hayatım olur musun? Kalbine benim için bir yer açar mısın?"


Fulya çok geç olsa da yavaş yavaş Aras'ın gerçek yüzünü görmeye başlıyor. Gönül isterdi ki Aras ne yaptı da Fulya artık uyandı size açıklayayım. Ama yazarımız tarafından veto yedim :) Kitabın buradan sonraki bölümleri hakkında en ufak bir şey söylemeye hakkım yok. İstiyoruz ki kitap gizemini korusun :) Fakat rahatlıkla söyleyebilirim ki okuduğunuza pişman olmayacağınız bir kitap. Ayrıca iddia ediyorum ki Demir gibi bir adamı daha önce hiç okumadınız. Okurken hem sizi gülümseten hem de ağlatan(daha çok ağlatan) aşk kokan bir kitap. Yazar dünyasının yeni bir yazar daha kazandığını düşünüyorum. Kuzumun yazarken ne zorluklar çektiğini, gecelerce uykusuz kaldığını biliyorum ve bu emeğinin karşılığını alacağına da eminim. Sen her şeyin en iyisini
hak ediyorsun. Umarım çok daha iyi yerlerde görürüz seni. Yolun her daim açık, her şey güzel gönlün gibi olsun.


Son alarak diyorum ki : Aşk var, gerçek aşk var. Gerçek aşk, fedakarlık ve sabır ister. Herkes aşık olabilir fakat herkes gerçek aşkı tadamaz. Ve önemli olan aşık olmak değil, aşık kalabilmek. Aşık kalın, aşkla kalın...

27 Ekim 2015 Salı

KGBT || Ölümsüz Aşk - Burcu B. Filiz | Yorum ve Ön Okuma

Ünlü Aşk'ın yazarından,
Melis Saygın.
O bir kadın. O bir bodyguard. O bir... psişik!
Melis, uzun yıllardan sonra ilk saha görevini aldığında, başına geleceklerden de, vermesi gereken zor kararlardan da habersizdi. Görevi erkek kılığına girmesi, alkol kokan gece alemlerine dalması ve her türlü fuhus ve seks oyunlarının döndüğü bu yerde, kimliğini deşifre etmeden ipuçlarının izini sürmesi gerekiyordu.
Ta ki...
Toprak Arslan'la yeniden karşılaşana kadar!
Arslan Holding'in yakışıklı ve güçlü sahibi Toprak Arslan için hayat sadece işten ibarettir. Uzun yıllar önce ayrıldığı bodyguard'lık görevinden sonra kendisini ticarete vermiş ve aile şirketlerini ülkenin saylı şirketleri arasına sokmuştur. Fakat yeni bir yatırım için, bir gazinoya ortak olduğundaysa işler hiç beklemediği bir hal almaya başlar. Asla unutamadığı, asla kavuşamadığı kadın yeniden karşısındadır.!
Geçmiş, iki aşık için de geçmişte kalmayacaktır.
Büyülü bir dünyanın kapıları sizler için aralanıyor...
Merhabalar, sevilen bir yazarın kitabının turuyla daha karşınızdayız. Ünlü Aşk'tan sonra eminim herkes bu çifti çok merak etti benim gibi o zaman kitabımızdan azıcık bahsedip yoruma geçelim ne dersiniz?
İlk kitabı okuyanlar bilir kızımızın Toprak'a ne kadar aşık olduğunu. Tam bu kitapta çiftimiz hakkında bir sürü mutlu sahne okuyacağız derken yazar bize ters köşe yapmış söyleyeyim. Kitap ileri ki tarihten başlıyor yani Melis bize yaşanan olayları geçmişe dönüp anlatıyor.
Kitap konu olarak ilkiyle hiç ama hiç benzemiyor hatta bence alakası bile yok ki bu iyi bir şey yine aynı tarz bişey mi okuyacağız diye düşünmedim değil ama öyle olmadı. Kitabımız biraz daha doğaüstü olaylar barındırıyordu hatta bir yerden sonra tamamen kurgunun bunun üzerine olduğunu anlıyorsunuz. Ben değişik şeyler okumayı seviyorum o yüzden bu kısımları daha bir heyecanlı okudum sevdim.
Kitapta çok seveceğiniz ve nefret edeceğiniz karakter mevcut. Özellikle bir tanesi beni o kadar şaşırttı ki resmen şok oldum. Yazar bize başka bir izlenim verirken birden hop ters köşe yapıp beni şaşırtmayı başardı.
Bence kitap tamamen bir macera ve aksiyon kitabıydı.  Soruşturma sahnelerini ayrıca sevdim, kafam karışmadan kim kimmiş tek tek anlayabilmiş olmak beni çok sevindirdi. Yorucu terimler yoktu ve buda güzeldi.
Yan karaktere bayıldım ve eskileri görmek çok ama çok güzeldi.
Kara, bu kıza bay yıl dım tek kelimeyle onu okumak istiyorum ve Sergio adamım ya onu ilk kitapta o kadar çok sevmiştim ki yeniden görmek inanılmaz mutlu etti beni.
Ölümsüz Aşk sımsıcak ve duygusal ama bir o kadar da macera dolu bir hikaye. Benim tek yakındığım konu Melis ve Topark çiftini çok az birlikte okuduk bundan da ziyade Toprak'ı daha çok görmek istedim kitapta. Bu da karakter takıntım dan sanırım.
Yazarın kalemini seviyorum o yüzden kitaplarını da severek takip ediyorum. Yeni yayıneviyle de başarılar diliyorum kendisine ve bir kez daha Kara diyorum ve susuyorum :)
Ön okumaya da bir göz atın diyorum bence :)
Ön Okuma


25 Ekim 2015 Pazar

Okuma Etkinliği || Elif Yılmaz - Romantik Savaş | Bunları biliyor musunuz?

Merhaba, etkinliğimizin 3.gününde harika bir bunları biliyor musunuz? yazısı hazırladım. Ben çok keyif aldım umarım sizde okurken çok keyif alırsınız.

-Yazarımızın 19 yaşında, İngiliz Dili ve Edebiyatı 2. sınıf öğrencisi olduğunu,

-Çocukluğundan beri yazdığı her şeyi bir köşeye not aldığını ama yazmaya bir arkadaşının desteklemesiyle başladığını,

-5 yıl önce yazdığı hikayelerin fikir olarak güzel olsa da çok acemi olduğunu,

-Romantik oyunda ki Tina'yı da aynı arkadaşından esinlerenerek yazdığını,

-Kitabı yazarken Tina'nın ilginç hareketlerinde birine ihtiyaç duyduğunda ya da bölümün Tina'ya uygun olup olmadığından emin olamadığı zamanlarda bölümü hemen arkadaşına gönderip kontrol ettirdiğini,

-Romantik Oyun'un Facebook da ve Wattpad'de yayımlandığı ilk bölümünde Christophe'in Sienna'yla birlikte olduğunu,

-Hikayelerinde ona gerçekçe ve doğru gelmeyen şeyleri yazmamaya çalıştığını,

-En sevdiği kitabın Rainbow Rowell'in Eleanor and Park. En sevdiği filmin Dirty Dancing olduğunu,

-Her yazdığı kitap ve hikaye için ayrı bir defteri olduğunu,

-Hüzünlü olmasını istediği bir sahne onu göz yaşlarına boğmuyorsa silip baştan yazdığını,

-Karanlık Sırlar hikayesinde ki Taylor' aiık olduğunu ama Aşkın Kahramanı hikayesinde ki Baran'ın hayallerinde ki erkek olduğunu,

-Şuan 3. kitabının yanı sıra İngilizce bir kitap yazdığını,

-Üniversiteyi 3 yılda bitirmek için kendine işkence ettiğini, :)

-Bir blog sahibi olduğunu,

-Gezgin Kitap Kardeşliği ile Blog Turları ve Deniz Kızları ike Okuma Etkinliği gruplarının üyesi olduğunu,

biliyor muydunuz?

24 Ekim 2015 Cumartesi

Okuma Etkimliği || Elif Yılmaz - Romantik Savaş | Yorum


Birbirinden nefret eden iki insan aynı evde yaşayabilir mi?
 Liz Grayson'ın, ailesiyle İngiltere'ye taşınmayı reddedince, kendine yeni bir ev bulmaktan başka çaresi kalmamıştı. Buraya kadar her şey güzeldi. Esas felaket, bir gram bile sempati beslemeyi reddettiği Christopher Gonzalez'le aynı evi tutmaya karar verdiğinde başlamıştı. 
Onlar artık ev arkadaşıydı!
 Peki, Chris uslanmaz bir çapkınken, umutsuz bir romantik olan Liz ona katlanabilecek miydi? İşte bu konu, tartışmaya açıktı. Romantizm yeteneklerini gösterme sırası şimdi Liz'deydi. 
Savaş başlasın… Ateş! 
"Ben kaybedeceğimi bile bile cepheye yürüyordum. Silahlarım onunkiler kadar iyi değildi. Savaşa 1-0 yenik başlamış olmanın zayıflığı ve yorgunluğu içindeydim; ama bunların hiçbirini bilmiyordum. Keşke birileri beni uyarmış olsaydı."
(Tanıtım Bülteninden)
Sayfa Sayısı: 384
Baskı Yılı: 2015
Dili: Türkçe
Yayınevi: Postiga
Herkese merhaba, yeni bir etkinlik ve yeni bir yorum ile karşınızdayım. 
İlk kitabı okuyanlar bilir, çiftimizin arasında ki ilişki bir iddia ile başlamış ve mutlu sona ulaşmıştı. Romantik Savaş'ta da işte her şey yine bir iddia ile başlıyor. Ama bence olaylar bu sefer daha bir karmaşık ve daha bir heyecanlı.

"Sonuçta aşkta ve savaşta her şey mübahtı ve biz her ikisi için de mübah olan her şeyi yapacaktık.
Bizim savaşımız işte o gece başlamıştı."

Tina ve Steven'ın hikayelerini okurken çok eğlenmiştim ama itiraf ediyorum bence yeni çiftimiz onlardan çok daha iyiydi. Zaten Romantik Oyun'un sonunu okuduğumda aklımda kalan yeni çiftimiz olmuştu. Onlarında kesinlikle hikayesi olmalı diye düşünürken yazar bizi merakta bırakmadı.
Liz ve Christopher'ın hikayesi daha olgun ve daha akıcıydı bence. Özelikle üniversite yıllarında olmaları da kitaba daha bir çekicilik katmış diye düşünüyorum.

Çiftimizin bitmek bilmez kavgaları birbirlerine laf sokmaları inanılmaz eğlenceliydi. Fazla abartılmaması da en çok sevdiğim kısımlardan biri oldu.

"Sonsuza kadar var olacaktık.Sonsuza kadar öfke dolu olacaktık. Yorucu bir süreç olacaktı bu; ama biz yinede sonsuza kadar savaşacaktık."

Çiftimiz aynı evde yaşıyor. bu sebepten ne kadar fazla bir arada olduklarını siz düşünün artık. Birbirleriyle savaş halinde olan iki insanı aynı eve kapatırsanız neler olacağını tahmin etmeye çalışmayın bile diyorum. Nitekim ki en sonunda da saçma bir iddia çıkıyor meydana.

Chris Liz'i fena halde kışkırtır ve en sonunda en çok randevuya çıkan iddiası meydana çıkar. Buraya kadar eğlenceli şeyler okuyoruz ama Liz'in Chris'e olan duygularını anladıktan sonra ki kısımlar biraz daha duygusal ve ben o kısımları çok sevdim.

Yan karakterlerde çok güzeldi bence. Sevdiklerim de vardı sinir olduklarımda tabii.
Tina ve Steven'ı görmek ve onlar içinde bir son yazılması benim çok hoşuma gitti. Yazar çok doğru bir karar vererek hikayeyi havada bırakmamayı başarmış bence.

"Biz büyük küçük tüm savaşları kazandık Liz, Ve hala galibiyetimizi kutluyoruz"

Ben kitabı sevdim hatta ittraf ediyorum ilkinden birazcık daha fazla sevmiş olabilirim. Eğlenceli ve romantik bir şeyler okumak istiyorsanız bence hiç kaçırmayın diyorum. He söylemeden geçemeyeceğim iki kitabın kapak uyumuna tek kelimeyle bayıldım. Harika olmuş.

19 Ekim 2015 Pazartesi

Aşk Büyüsü



Evet an itibarıyla Aşk Büyüsü bitti. Farkındayım baya geç bitirdim lakin başımda bir kpss belası var, hiçbir şeye vakit bulamıyorum. Ama azmettim başardım. Aslında Baran ve Ela'nın hikayesini kitap olmadan önce de okumuştum ama kitap olarak elime alıp okumak daha bi güzel daha bi gerçekti. Karakterler sanki ete kemiğe büründü. Açıkçası ben dünyada bir Baran'ın var olduğuna inanıyorum. Çünkü fazlasıyla gerçek bir karakter. Okuyunca siz de bana hak vereceksiniz. Pek Ela'dan bahsetmedim sanırım kıskanıyorum, Baran'ı biraz fazla sahiplendiğimden olsa gerek :) Ama hakkını yemeyelim esas kızımız da oldukça kendine güvenen, dişli bir kadın (kitaplarda arayıp da bulamadığımız). Kitabın kapağını açar açmaz bir atraksiyon bekliyor bizi, Ela ile beraber acı bir gerçekle yüzleşiyoruz ve çok tatlı bir aşka yelken açıyoruz. E bu aşkın büyük bir aşk olması için bize ne lazım. Çiftimizin birbiriyle anlaşamaması lazım ki aşkla beraber tutku da gelsin.

"İyi! Bundan sonra umarım daha dikkatli olursunuz. Tanımadığınız adamların kucağına düşmek pek de hoş bir hareket değil küçük hanım."

"Her seferinde en az on kelime ile kurduğum cümlenin içinde dokuzu hakaret içerikli olmasına rağmen içindeki tek iltifat kelimesini üstünüze alınmanız ve bundan bu denli mutlu olmanız da o egonun ürünü mü?"

Bunlar en sevdiğim alıntılar, paylaşmasam çatlardım. Ela, Baran'dan kurtulduğunu düşünür fakat kaderin onlara ufak bir oyunu vardır. Aslında Ela ve Baran evlilik arefesinde olan Kemal ve Didem'in en yakın arkadaşlarıdır. Yani birbirlerinden kurtulmaları olanaksız. Bu arada Didem karakterine bayılacaksınız benden söylemesi. Ayrıca Kemal ve Didem'in de hikayesini okumak için sabırsızlanıyorum.

"Kemal'in arkadaşı Baran geldi aklıma, adamın elinden geçirmediği bir ben varım bir de sen varsın herhalde. Neyse, isminden hiç haz etmedim iyi ki daha ileri gitmemişsiniz."

Didem yanıldığını çok yakın bir zamanda anlayacak tabi. Kaderin cilvesine bakın ki çiftimiz bir kez daha karşılaşıyor ve bu sefer Baran istediğini alana kadar uğraşmaya hazır.

"Söylesene güzelim, sen bana ne yapıyorsun? Eğer bu yaşadıklarımı benden çekip alabilecek gücün varsa yemin ederim seni rahat
bırakırım."

Evet Baran çoktan abayı yakmış. Peki Ela bu kadar kolay teslim olabilecek mi? Aslında Ela'nın kendince haklı sebepleri var. Baran fazlasıyla çapkın bir adam ve bu yüzden Ela geçmişte yaşadığı yıkımı bir kez daha yaşamaktan korkuyor.

"Farkında mısın bilmem ama kader sürekli bizi bir araya getirmekten usanmış durumda. Amacım sadece ona birazcık yardımcı olmak."
E gel de karşı koy şimdi bu adama. Doğal olarak Ela da karşı koyamıyor ve kendini ona teslim ediyor. Ve aşkın, tutkunun, romantizmin yanı sıra komedinin de olduğu satırları okumaya başlıyoruz. O kadar güzel ilerliyor ki bir anda kendinizi 'lütfen lütfen bi olay çıkmasın hep böyle olsunlar' diye yalvarırken buluyorsunuz çünkü biliyoruz ki mutlaka bir olay çıkacak derken Baran'ın eskilerinden biri çıkıp geliyor. Ama yazarcığımız bu yetmez diye düşünmüş olacak ki Ela'nın geçmişinden de birini dahil ediyor hikayeye.

"Hala aklın onda mı? Belki de hala onu sevdiğini farkettin. Belki de sana dokunması eski günleri hatırlatmıştır. Belki ona olan kızgınlığından benimle birliktesin. Sana dokunması hoşuna mı gitti Ela? Hadi söyle, tekrar ona mı dönmek istiyorsun?"

Aferin sana Baran. Bundan daha fazlasını yapamazdın. Yapamaz mı dedim ben yok yok daha da beterini yaptı. (Orasını söylemeyeyim artık.) Her şey bir anda üst üste geldi. Resmen iki sayfada kıyamet koptu. 'Noluyor burda arkadaş' dedirtti insana. Baran bu olaydan sizce nasıl kurtulur? Tabi ki konusunda uzman olduğu ukalalıkla.

-"Beni delirtiyorsun."
+"Ben de sana deli oluyorum bebeğim."
-"Ben o manada söylemedim."
+"Sen bana ne söylersen kabulüm."

Ne tatlı bir adam pamuk pamuk
dediğinizi duyar gibiyim. Emin misiniz?

"Sakın Ela! Sakın ha o cümleni tamamlayayım deme. Kırarım çeneni."

'Aa ne kadar çirkin bir davranış' demeyin inanın bana Ela haketti.

Baran'ın ne kadar sinirli bir adam olduğunu biliyoruz. Tabi Ela da bile bile adamı kışkırtıyor. Aslında Ela'ya hak veriyorum. Çünkü yandığı kadar yakmak istiyor ki bu da tartışmalarını çıkmaza sokuyor. O kadar güzel sözler, diyaloglar var ki her birini yazmak istiyorum. Ama kitabı elinize alıp öyle okuyun istiyorum.

Ortalık bir süre duruluyor, Baran ve Ela'nın aşkı kaldığı yerden daha da büyüyerek ilerliyor. Bu aşkı okurken en sevdiğim şeylerden biri de olayların gerçek hayatta da yaşanabilecek olması.

Baran ve Ela'nın başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmemiştir. Geçmişleri, onları bir türlü rahat bırakmamaktadır. E tabi Baran gibi tescilli bi çapkının geçmişinden sadece bir kişinin hortlaması imkansız.

"Geçmişimi değiştiremem Ela ama geleceğimde senin olman için her şeyi yapacağımı da biliyorsun."

Aslında sorun Baran'ın geçmişi değil. Ela'nın asıl kaldıramadığı şey Baran'ın ona yalan söylemiş olması.

"Bana asla yalan söyleme Baran, beni bu yüzden değil yalan
söylediğin için kaybedecektin!"

Yahu kadın sana ifade etti, bana yalan söyleme dedi sen niye inatla yalan söylersin ki. Bundan daha kötü ne olabilir ki dedim demez olaydım. Bir tarafta yalan, bir tarafta yanlış anlaşılmalar diğer tarafta ise hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı bir olay. Ve tabi ki ayrılık kaçınılmaz oluyor.

"Bana emanet bir aşkın var güzelim, nasıl yok olurum ki ben. Acı çekiyorum Ela, kalbine sahip çıkamadım ya ben artık ben değilim. Yüreğim ellerinde, aklım sende. Sen beni geri alsan da almasan da ben sana aitim."

Acıdan kahrol emi beter olasıca. İlk defa Ela'ya hakverdim başımıza taş yağacak.

"Ben hakettim sensizliği. Sonuna kadar haketmişken, hala seni sadece kendime isteyecek kadar bencildim."

Beter olsun mu demiştim ben yok yok olmasın yeter kıyamadım. Ele ve Baran'ın birbirlerinden ayrı
geçirdiği üç ay öylesine acı ki sanki ta derinlerinizde hissediyorsunuz bu kederi. Baran'ın ağzından dökülen o cümleler insanın yüreğini burkuyor. Ela'nın içinden kopup gelen düşünceler adeta canınızı yakıyor.

"Nefesim yerine koydum, seni soluyorum sadece, ömrüm deyip seni yaşıyorum her anımda."

Aslında bu yaşanan olaylar sayesinde bir nevi aşklarının büyüklüğü, sabırları, birbirlerine olan inançları sınanıyor. Bütün olanları atlatabilmeleri onları hakedilmiş bir huzura, aşka kavuşturacak benim gözümde. Tabi bu acı sonsuza dek sürmüyor. Çiftimiz nasıl barışıyorlar elbette bunu anlatmayacağım hatta sonuyla ilgili ufacık da olsa tüyo vermeyeceğim. Çünkü yazarımız öylesine tatlı bir son yazmış ki burada o sonu söylerek büyüyü bozmak istemiyorum. Son düşüncelerimi de söyleyerek artık yorumu bitirmeliyim bence. Kitabın kapağına, sayfalar
arasındaki o kalpli detaylara bayıldım. Hikayenin sıcaklığına, beni gerçekten büyülemesine bayıldım. Canım arkadaşımın kaleminin güzel olduğunu elbette ki biliyordum ve bunu benim dışımda herkesin öğrenmesi bana daha da gurur veriyor. Seninle gurur duyuyorum bitanem yüreğine, kalemine sağlık. Her daim başarılı ol. Sendeki bu güzel ışık hiç sönmesin, yolun açık olsun.


7 Eylül 2015 Pazartesi

Kitap Gurmeleri ile Blog Tur 16 || Emma Chase-Darmadağınık | Yorum



Evet millet sıradaki kitabımız 'Darmadağınık' adını söyleyince bile heyecanlanıyorum :) Ayrıca yapacağım yorumun hakkını veremeyeceğim diye korkuyorum. Çünkü böylesine taptığım kitapları okurken aklım başımda olmuyor :) Umarım hepimiz memnun kalırız yorumdan. 'Karmakarışık'tan karakterlerimizi tanıyoruz ama bi üzerinden geçelim :) Malumunuz Drew Evans seksi, yakışıklı, baştan çıkarıcı gülümsemeye sahip bir playboy.
"Ağzına, dudaklarına, diline bayılıyorum. Öpüşmek sanatın bir çeşidiyse eğer, Drew Evans, Michelangelo'dan farksız."
Katherine Brooks ise oğlumuzu darmadağın eden şanslı kızımız :) Bir de Billy Warren'ımız vardı hatırlarsınız :) Drew'un deyimiyle Billy Mal Ötesi Warren :) Eh tabi şu an için oyun dışı ;) Neyse 2.kitaba geçelim hadi. Bildiğiniz gibi bu kitap Kate'in ağzından, okumadan önce acaba bu da mı Drew'un ağzından olsa dedim ama kesinlikle Kate'in anlatımı da
oldukça eğlenceliydi. Eh 2 yıl boyunca Drew ile birlikte olunca o da Drew'ca konuşmaya başlamış :) Kitabımız oldukça ateşli başlıyor ve tabi uyarıyı da alıyoruz ;)
"Dikkatinizi çekmeyi başardım mı? Mükemmel. Bir pencere açsanız iyi olacak, bayanlar baylar. Çünkü burası alev almak üzere."
Bu ateşli sevişme sahnesi aslında bir anı olarak sunulmuş bize. Çünkü Drew ve Kate şu an ayrılar. Aynı ilk kitaptaki gibi başta şu anki durumdan bahsedilip neden bu hale geldiklerini anlatmaya başlıyor.
"Drew ile atlarımızı batan güneşe doğru süreceğimizi mi düşünmüştünüz? Sonsuza dek mutlu yaşayacağımızı? O zaman aramıza hoşgeldiniz. Görünüşe göre sonsuza dekin miadı, iki yılda doluyormuş."
Tabi merak ediyor insan böyle delicesine aşık bir çift nasıl olur da ayrılır diye. Birbirlerine adeta tapıyorlar, Drew'in gözü Kate'ten başkasını görmüyor ve Kate de Drew tarafından ne kadar sevildiğinin, istendiğinin farkında.
"Ama asıl olay şu: Drew'un dünyadan haberi yok. Çünkü onlara bakmıyor. Hem de hiçbirine... Çünkü gözlerini benden ayıramıyor."
KİTABI MUTLAKA OKUYACAĞIM DIYENLER LÜTFEN BURADAN İTİBAREN YILDIZLI YERE KADAR OKUMAYIN CİDDİ ANLAMDA "SPOILER" VERİYORUM :)

Günler gayet güzel geçip gidiyor e hani bunlar neden ayrılmadı derken Kate'in hamile olduğunu öğreniyoruz. İşte şimdi bi şeyler olmaya başlayacak diyoruz. Kate hamile olduğundan emin olmak için doktora gidiyor ve Drew'un anlamaması için yalan söylüyor. Ama Drew bir şeyler döndüğünü anlıyor. Hamilelik kesinleşince bunu baba adayına söylemek kalıyor geriye ve sonra öyle bir sahneyle karşılaşıyoruz ki o bölümü ağzınız bir karış açık şekilde okuyorsunuz. Abarttığımı düşünüyorsunuz ama çok ciddiyim. Ah düşünsenize, sevgilinize hamile olduğunuzu söylemek için eve geliyorsunuz ve sevgiliniz başka bir kadınla iş üzerinde. Sanki ben uğradım ihanete, sanki ben aldatılıyorum. Allah'ım bu nasıl bir acı. Üstelik Drew bununla kalmayıp ağza alınmayacak laflar ediyor.
"Kendini kandırma, hayatım. Son iki yıldır da ödemiyor muydum sanki? Tek farkı, senin ortalama bir fahişeden biraz daha pahalı olmandı."

Şu an 'inanamıyorum' diye söyleniyor olabilirsiniz ama inanın bunları bizim körkütük aşık oğlanımız söylüyor. Hatta daha da berbat şeyler söylüyor ki okurken en az Kate kadar kırıldım, yıkıldım. Aslında içten içe olayların tamamen yanlış anlaşıldığını hissediyorsunuz. Drew Kate'in yalan söylediğini onu takip ettirdiği için biliyor. Kate'in hayatında başka biri olduğunu sanıyor ve onun için böyle bir tepki veriyor. Kate ise Drew'un onun hamile olduğunu öğrendiğini sanıp bebek için böyle
tepki verdiğini düşünüyor. Yani her şey karmakarışık bir hal alıyor.
***********************************
Spoiler bölümünü okumayanlar için söylüyorum; Kate ve Drew tamamen yanlış anlaşılmadan dolayı ayrılıyor, Drew Kate'in kendisini aldattığını sanıp oldukça büyük ve beklenmedik bi tepki veriyor. Kate ise başka bir şeye tepki verdiğini düşünüyor. Yani ortalık fena karışıyor. Bunun üzerine Kate Drew'u terkediyor.
Kate bu olanlardan sonra  Greenville, Ohia yani çocukluğunun geçtiği yere annesinin yanına gidiyor. Kızın üzgün ve boşlukta olduğu zamanlarda hep eski sevgili çıkar gelir ya işte bizim Billy Warren da tam bu zamanda çıkageliyor. Ah o Billy ne kadar tatlı olmuş öyle albüm çıkarmalar ünlü olmalar falan. Bi ara bi dibim düştü sonra hop kendine gel o hala bildiğimiz Billy dedim :) Ama yok adam ciddi ciddi şirin olmuş. Gerçekten Kate'le eski iki dost gibiler.
Uzunca bir süre Drew ortalarda görünmüyor. Tabi onun da berbat halde olduğunun haberlerini alıyoruz. Baya baya özletiyor kendini hani keşke bi görünse diyorsunuz :) Ve tamamen çaresiz, mutsuz bir Drew çıkıp geliyor.
"Uzun uzun düşündüm. Warren'dan doğruca bana geldin. Hiç...birileriyle takılma şansın olmadı. Gönül eğlendiremedin. O yüzden...başkalarıyla oynaşmak istiyorsan...benim için sorun yok."
Kıyamam adamdaki düşünceye bakar mısınız? :) Haftalarca düşünmüş taşınmış ve seçeneklerin arasında ben de olduğum sürece sorun yok diyor. Ah nasıl da güzel aşık bir adamsın sen :) Bana hayatında ne kadar yer açarsan o kadarına da razıyım diyor. Bir kez daha aşık oldum ben bu adama :) Ama içten içe de az daha çeksin yaptığı affedilemez diyorum ve sanki Kate düşüncelerimi okumuş gibi konuşuyor :)
"Belki içinizden bazıları, Drew'u daha fazla cezalandırmam gerektiğini düşünecek. Ama o kendisine benim düşünebileceğimden çok daha ağır cezalar biçecektir zaten. Belki başkaları da, daha fazla uğraştırmam gerektiğini söyleyebilir. Ama hepimiz, elinden geleni ardına koymayacağını biliyoruz."
Bütün bu karmaşa halloluyor, her şey açığa kavuşuyor. Kate Drew'u affetmiş durumda fakat Delores (çoğu yerde bana kahkaha attıran Delores karakterine bu kitapta bayıldım) ve Kate'in annesi Carol Drew'a bu yaptığının cezasını ödetmekte kararlılar. Eh Drew'un cazibesine kim daha fazla dayanabilir ki ;)
"Dünyada bana 'İşte bu eşim, Kate' demekten daha çok gurur verecek hiçbir şey olmadığı için evlenme teklif edeceğimi bileceksin. Ve o soruyu sorduğumda, bana evet diyeceksin."
Yavaş yavaş mutlu sona yaklaşıyoruz ve kitabın sonlarına doğru bir sürpriz sizi bekliyor. Drew, kendisini çok özlediğimizi düşünüyor ve yaklaşık 40 sayfa olanları onun ağzından okuyoruz :)
"Evet benim, Drew. Uzun zamandır görüşemedik. Beni özlediniz mi? Yüzünüzdeki 'aletini otomatik kalemtıraşa takmak isterdim' ifadesine bakılırsa...cevap hayır galiba."
Kıyamam bize de kendini affettirmek için dil döküyor :)
Neler neler yaşamış, hissetmiş Drew'dan dinlemek çok mutlu etti beni ve şükür mutlu sona kavuştular :) Dedim Drew'un sevdiği kadın olamadım bari çocuğu olayım :) Adam her şeyi araştırmış, çok tatlı bir baba olmuş :) Çok uzattım ben galiba kusura bakmayın daha paylaşmak istediğim bir sürü alıntı var ama onlar bari size kalsın dedim :) Kitap hakkındaki düşüncelerime gelecek olursak, bu zamana kadar okuduğum en eğlenceli ve akıcı kitaplardan biriydi. İnanın hiçbir satırında sıkılmadım. Okuyun, okutturun. Ve beyler bu kitabı mutlaka edinin. Kate'in biz kadınlar hakkında size söyleyeceği çok şey var ;)